TeReKeMeYiZ
ANA SAYFA
=> TEREKEME NEDİR?
=> TEREKEME TURİZM
=> TEREKEME YEMEKLERİ
=> OZANLARIMIZ
=> ERMENİ MESELESİ
ZİYARETÇİ DEFTERİ
İLETİŞİM
OZANLARIMIZ

Kültürümüzün en önemli öğelerinden olan aşıklık geleneğinin yaşamasında ve bu günlere gelmesinde emeği geçen aşıklarımnız hakkında bilgiler ve onların eserlerini derlemeğe yönelik çalışmalar yer alacaktır. Bu çalışmalar karapapak gençlerinin dayanışması ile ortaya çıkacaktır.

Aşık Tüccari

1720-1805 Selimin Tıknıs Büyükdere köyünden Bektaşi halk ozanıdır. Yaşamı üzerine fazla bilgi yoktur. Döneminde baş aşık sayılmıştır.

II Mahmud ile Mahbut Han, Zahre Han, Eşref Bey yaygınlaştırdığı halk öykülerindendir. Cenklerde şiir ve destanları vardır. Aşağıdaki dörtlük Kağızmandaki bir cenkten alınmıştır.

Hicran orağında gam koşesinde
Geldi dert benimle imtihan oldu
Yığıldılar hicran seyircileri
Açıldı bir dükkan, bir figan..

Aşık Dede Kasun

XVII. Yüzyıl sonları, XVIII. Yüzyıl başlarında yaşadığı sanılmaktadır. Dikmetaş lıdır .Azerbaycan ve Türk halk ozanları, o dönemde Dede Kasım`ı usta saymıştır. Yaşamı söylencelere konu olmuştur.

Bir görüşe göre Dede Kasım; Tufarganlı Abbas, Kurbani ile Peri, Tahar-Mirze, Cihan ile Abdullah, Yaralı Masum, Aliyar, Mehdi Bey Ali Kagan gibi türkülü hikayelerin tümünün düzenleyicisidir .

Dede Kasımın bir deyişi şöyledir.
Deli gönül ne yanarsın oda sen
Billah bundan hergiz sanga yar olmaz
Bivefanın özü nedir sözü ne
Bivefada gayri namus ar olmaz.
Nazar eyle gör bu dünya nicedir
Kimi bezirgandır kimi hocadır
Serv agacı her agaçtan ucadır
Asıl yokdur budagında bar olmaz.

Aşık Murat Çobanoğlu

“Aşık’’; Gelenek, töre ve adetini bilen kişidir.” Güzellemelerde ve makamlarda aşık vardır. Aşık; Allah’a aşıktır, bir sevgiliye aşıktır.

Fakat sonu Allah aşkına dönüşür. Aşıklığın kaynağı üç türlüdür;

1- Şuara’nın aşık olması
2- Usta malı ile başlayıp aşıklığın sırrına erişme
3- İlhamla, bade içerek aşık olma

Mesela Turgut Günay, Ali Kazaklı, Behçet Kemal çağlar, Orhan Şaik Gökyay ve Tanrıkulu mahlasıyla atışan Nazım İrfan Tanrıkulu, Yuaradan aşıklığa geçenlerdir. Reyhani, Mevlüt İhsani, İlhami, Taşlıova, Mihmani, Aşık gülistan, Aşık Latif, Aşık Muba, Aşık Şevki, Bezirganlı, Aşık Ömer, Aşık Lütfi, Aşık abbas bu değerin en önemli aşıklarıdır. Aşıkta haya vardır. Utanmayan haya etmeyen aşık olamaz.

Her sazı eline alan aşık değildir. İyi bir aşık usta görmeli, divan bilmeli, makam bilmelidir. En az 30-40 usta malı söylemelidir. Kendi bölgesinin 15-20 makamını bilmelidir. Hikaye bilmelidir, halkın her türlü isteğine cevap vermelidir. Ustasından belgesi olmayanın, aşıklığı temsil edecek programlarda yer almaması gerekmektedir. Bu daha iyi aşık olmaya teşvik edici olur.

Aşık Murat Çobanoğlu

İnsan dedikleri duvara benzer
Hele suvakları dökülsünde gör
Gördüğün her güzele aldanma
Saç ağarsın beli bükülsünde gör
Kara toprak insanları yoğurur
Vedası geleni bir bir çağırır
Arkası kuvvetli fazla bağırır
Dostları yanından çekilsin de gör
Demek ki dünyada olur dermanın
Birgün uyanırsın geçmiş zamanın
Bazı insan der ki ben bir aslanım
Ezrayıl peşine dakılsın da gör
Çobanoğlu kulak versen sözüne
Yazılanlar mutlak gelir yüzüne
Evde bile karı bakmaz yüzüne
Hele sırtın yere yıkılsında gör.

Kendisine Külütürümüze katkılarından dolayı Allahtan rahmet diliyoruz. Ruhun Şad, Mekaknın cennet olsun...

Aşık Şenlik

Asıl adı Hasan olup 1850de Çıldırın Suhara Yakınsu köyünde doğmuştur. Terekeme Karapapak boyundandır. Karapapak agzını en yetkin biçimde kullanan şenlik, 14 yaşında kuş avcılığı yaparken dere boyunda uykuya kalmış,, düşünde AŞK badesini içmiş, Kalkınca şiir söylemeye başlamş. 19 yaşında iken Ahilkelekin Lebis köyünden Aşık Nuriden saz çalmayı öğrenmiştir. Kars, Ahıska, Borçalı, Tiflis, Gümrü ve Revanı, dolaşmış, çağının birçok aşığıyla karşılaşmalar yapmıştır.

Dinleyin ahbaplar, yaran yoldaşlar
Bir sağalmaz derde düstüm bu gece...

dizeleriyle şenlik hayatına başlayan ozan, güvenlidir. Dil olarak ağdalı bir dil kullandığı görülse de, çağının ozanlarında genel olarak görülen bu durum, salt şenlik için eleştiri konusu edilebilecek bir özellik değildir. 1877-1878 Osmanli-Rus savaşının olduğu dönemde şenlik kahramanlık destanlarıyla, koçaklamalarıyla yöredeki milis kuvvetlerin direnç kaynağı olmuştur.

Karsın Ermenilerle dolu olduğu günlerde, Çıldırdan Karsa gelen Aşık Şenlik, durumun kötü olmasından, geri döner. Dönerken yolda arkasında süvarileriyle, bir Rus Generali rastlar. Kendisinden vaziyet hakkında ve Rus Çarlığını mı, yoksa Osmanlıların yanında mı yer alacağını soran Rus generaline şu yanıtı verir;

Hulusi gabilden bilsen fikrimi Men Allahtan Alosmanı isterem. Merhamet sahibi ol rahmi gani Nesli mürsel hökmü hani isterem. Süleyman mülkünde berabar duran Muhammet vekili makamı nuran hifsinin ezberi ayeti Kuran Selavatı, o sulfanım isterem. Alosman sahim var şahlar serveri dilinde salavat zikri ezberi kaftan kafa zirü zeminden beri hükmetmağa bir tek onu isterem. Emri hak yedinden çekilip kalem varimiş ettiğim yetişti belam mülkünde saltanat hükmünde alem divanında şevket şanı isterem. Gam günlü şenliğin gönlünün şadı çıkmaz hatırımdan Alosman adı, Gidif di dünyanın lezzeti tadı mahşer günü bir mekani isterem.

Bunu dinleyen Çarlık Rusyasının generali bu büyük ozanımızı kutlayarak "Eğer Çarlık Rusyasını istiyorum deseydin, hemen boynunu vurduracaktım. Tam dinine sadıkmışsın." diyerek, yirmibeş lira da mükafat verir. Zamanın tanınmış bir çok aşıklarıyla karşılaşmalarda bulunan şenlik, istilacılarla mücadele veren en güçlü aşık olarak bilinir.

1913 yılında, Revanda hanlar arasında yapılan bir düğünde yapılan atışmalarda da yenilen bu kinli aşıklar, şenlike bir tuzak kurarak, yemeğine zehir katarlar. Hastalanan Aşık Şenlik, trenle Arpaçaya kadar gelir, Dilaver köyünde iyice hastalanır ve ölür. Cenazesı

Akbabanın Hozu köyüne ve oradan Çıldırın Suhara köyüne getirilir. Mezari buradadır.

1. 93 KOÇAKLAMASI

Ehl-i islam olan işitsin bilsin,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
Isterse Uruset ne ki var gelsin
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana,
Guşanın kılıcı geyinin donu
Gavga bulutları sardı her yanı
Dağda göç yiğidin şan alma günü
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
Gavga günü namert sapa yer arar
Er olan gögsünü düşmana gerer
Cemi ervah bizden meydana girer
Can sag iken yurt vermeniz düsmana
Asker olan bölük bölük bölünür
Sandiniz mi Kars kalasi galinir
Boz atlar üstünde giliç çalinir
Can sag iken yurt vermeniz düsmana
Hele Alosrnanyn görmemis zorun
Din gayreti olan tedarik görün
Al tepip bas kesin Kazaki kirin
Can sag iken yurt vermeniz düsmana
Benesferdir bilin Urusun asli
Orman yabanisi balikçi nesli
Ninzir sürüsüne dalip kurt misli
Can sag iken yurt vermeniz düsmana
Senlik durursuz atlara minin
Siyra giliç düsman üstüne sürün
Artacaktir sani bu Alosmanin
Can sag iken yurt vermeniz düsmana.

2. Bu Dünyanın Safasını Sürmeden

Bu dünyanın safasını sürmeden
Ne tuttun yakamı ay ihliyarlık
Evvelki devranın düşer yadıma
El götür yakamdan koy ihtiyarlık

Alıp verir dizlerimin yelini
Eğdin kametimi büktün belimi
Yakın iken ırağ ettin yolumu
Günlük yolum oldu ay ihtiyarlık

Dayaksız adım atabilmenem
Tüy döşek üstünde yatabilmenem
Altı aylık çocuğa yetebilmenem
Ettin sabilere tay ihtiyarlık

Sultan idim dağ başında ben ezel
İndi dökülenler gönlümden gazel
Beni görüp güler idi her güzel
Onu da ömrüme say ihtiyarlık

Sulandı gözlerim zay oldu işler
Ağız papuçladı döküldü dişler
Ürkmez oldu benden yerdeki kuşlar
Çekerim elinden huy ihtiyarlık...

3. Mevla`yı Seversen Konuk Et Beni

Mevla`yı seversen konuk et beni
Bu gece eğleşir yatar giderim
Gözden ırak olup gönülden cüda
Derbeder olur da yiter giderim

Çıra yakıp yanımıza oturma
Zahmet edip eve haber götürme
Bir içim su bir lokma nân getirme
Niyet eder oruç tutar giderim

Allah`ı seversen ta`n etme bize
Hak kulun ay`bını vurmamış yüze
Coşkun seller gibi akıp denize
Bıldır yağan kardan beter giderim

Sabahtan kalkanda han pulu iste
Eğer vermez isem tekdir et, kışta
Atı koy mezada müşteri sesle
Değere değmeze satar giderim

Çıldırlı Şenlik`im aşk havasında
Üryan gönlüm gezer abdal postunda
Kahve ocağında peyke üstünde
Yorgansız döşeksiz yatar giderim...

4.Ne Bakarsın Melul Melul Yüzüme

Ne bakarsın melul melul yüzüme
Yüreğime koydun veremi kartal
Kanat çaldın pervaz ettin uçmağa
Zalim gülle kesti aranı kartal

Zehmin ağır yapın aslan yapısı
Gören kuşlar seni titrer hepisi
Öldürürdün ele geçen hapisi
Atardın karanlık yere mi kartal

Yüksek yüksek yığınlara çıkardın
Uzak uzak menzillere bakardın
Yüz sıçanı bir deliğe sokardın
Keserdin ağzını hara mı kartal

Sarıdır gözlerin yekedir başın
Çaynaklıdır pençen keskindir dişin
İnsafsız zulümkar zabit yoldaşın
Öldürmektir seni meramı kartal

Sefil Şenlik zulüm eyledi sana
Çalardın çırpardın batardın kana
Derdin hadden aştı gelmez hesaba
Lokman Hekim sarmaz yaranı kartal...

5. İster İhtiyar Ol İster Nehcivan

İster ihtiyar ol ister nevcivan
Bu dünyada bâkî kalan öğünsün
Meraksız fikirsiz gamsız her zaman
Her zaman şâd olup gülen öğünsün

Müddet ki Hazret-i Adem`den beri
Okunmaz defteri bilinmez sırrı
Bu dünyadan gitti nice bin biri
Ahretten dünyaya gelen öğünsün

Sefil Şenlik der ki bu dünya fâni
İskender Ürüstem Süleyman hani
Ecel pazarından kurtaran canı
Azrail`den mühlet alan öğünsün 

 Aşık Zülali

Aşık Zülali Ardahan ilimizin Posof ilçesinin Suskap köyünde bugünkü adı (Aşık Zülali Köyü) 1873 yılında doğdu. Üstün yetenekli bir aşık olan Zülali çocukluk yaşlarından itibaren aşıklık geleneğinin bütün gereklerini başarıyla yerine getirdi. Bu konuda bilgisini. görgüsünü geliştirdi.

Aşık Zülali aynı zamanda badeli aşıklardandır. Kars `ta ve çevrede usta aşıklardan usul, erkan, yol belledi. İlk ustası Aşık Abbas`dı. Aşık Şenlik, Aşık Sümmani gibi zamanın en usta iki aşığıyla görüştü, onlardan nasibini aldı ve mutluluğa erişti.

Aşık Zülali, halk edebiyatının aşıklık geleneğinin bütün dallarında üstün örnekler verdi. Sözü kadar sazı da güçlüdür. Aşık Zülali, doğuda kısa zamanda büyük bir üne kavuştu. İstanbul`da o tarihlerde halk şairleri, sazlarıyla, sözleriyle büyük kahvelerde, köşklerde ilgiyle dinleniyor, teşvik ve takdir ediliyordu.

Zülali İstanbul`da sanatını başarıyla sürdürdü, hem de medreseye devam etti. Sonra tekrar Ardahan`a döndü.Gel zaman, git zaman yine gurbetin yolunu tuttu. Afyon, Emirdağ derken, sonunda Eskişehir`in Çifteler ilçesini mesken tuttu. Sazlı, sözlü bir dünyada 1956 yılının 18 Aralıkta Allah`ın rahmetine kavuştu.

1. Dedecan

Tarih binüçyüz ondört`tü bir vakit
Vardım gurbeti diyara Dedecan.
Felek vurdu ayağına götürdü
Çıldır`dadır ser Suhara Dedecan.

Vardım Suharaya azmi geharlı
Dört yanı müzeyyen resmi şeherli
Bir ejderha gördüm zehmi zeherli
Vurdu yüreğime yara Dedecan

Yüreğin ki yandı ciğerim pişti,
Sohbete başladı aklım da şaştı.
Ele bildim derya ummandı coştu,
Tacüp kaldım bu hünere Dedecan

Ele hüner olmaz hünkar beyinde,
Açıp bayrağını sancak öğünde,
Beşyüz pençe gördüm en küçüğünde,
Mansur dek çektiler dara Dedecan.

Dar`aki çektiler halime baktı.
O nece mühürdü kaddimi yaktı.
Olunca metahım harice çıktı,
Giyindim eğnime kara Dedecan.

Kara ki giyindim düştüm amana.
Keşke gideydim Hind`e Yemen`e.
Bir serçe neylesin murg-u Semen`e
Yel dokundu şem fenere Dedecan.

Alıştı fenerim böyle yanarım,
Gittiğime pişman oldum dönerim.
Kendi vatanımda öksüz sanarım,
Olmadı kimseden çare Dedecan.

Çare ki olmadı derdime billah,
Böyle Aşıklara etmez eyvallah.
Zülali`ye yardım eyledi Allah,
Düşürmedi imtihana Dedecan.

2. Göründü

Livana`dan çıktım Şavkat dağına,
Allah`ın lütfundan ihsan göründü,
Sanarsın ki düştüm cennet bağına,
İnsanları huri gılman göründü.

Sevgim kaldı vatan gazilerinde,
Hasretim varıdı bazılarında.
Bu dersim manevi yazılarımda,
Hubb`ül vatan, min-el iman göründü.

Bu vatan`a ağlar idim ıraktan,
Gördüm de kurtuldum gamdan fıraktan.
Açıldı gözümüz kudreti Hak`tan,
Güzel Çıldır, Kars, Ardahan göründü.

Hicran köprüsünden geçti ordumuz,
Kalmadı kasavat, asla derdimiz,
Posof mekanımız suskap yurdumuz
Her taşı cevherden vatan göründü.

Gönül der Zülali vatan`a eriş
Vatanı dostlardan sual et soruş
Aleme yaz geldi gönlüm neden kış
Yaylasında karla duman göründü

3. Olur

Bir kişi ki kemalini hıfzetse,
İrfan meclisinde piri nur olur.
Şeriat babına kayım olmayan,
Daim onun altı üstü nar olur.

Üç nedir ki üç kitapta yeri yok,
Ziya vermiş her eşyada nüru çok.
Ol kimidi beygafilden deydi ok,
Mahşerde Resul`a iddakar olur

Bendi yok başının yüce seri var.
Haktalanın hikmeti var, sırrı var
Ol nedir ki beş iklimde yeri var
Bunu bilmeyenin işi zar olur.

Zülali derki zehnim bulanır,
Didelerim gam bahrinde sulanır
Ol nedir ki dağ başına dolanır?
Çıkar can cesetten rüzugar olur.

4. Neler Var

Vücudun mülkünden yağmur, kar gitmez
Niçin gelmez baharımda neler var
Doğmaz tan yıldızı şafaklar atmaz
Güneş çalmaz seherinde neler var?

Yüz bin tellal hicranımı satarlar.
Müşteriler ellerinden kaparlar.
Dertten kale, gamdan saray yaparlar,
Gelin bakın şeherimde nereler var?

Ben gurbete çıktım yüzü ağ gibi,
Vatan tuttum bahçe gibi bağ gibi.
Takdirime dayanırdım dağ gibi
Ben ne bilem kaderimde neler var?

Soran yok Zülali nedir bu suçun,
Hicran dağlarında hicranın göçün.
Hançer ile kesin bağrımı açın,
Bir bakın ki ciğerimde neler var.

Aşık Kağızmanlı Hıfzı

Kağızman da 1893 yılında doğmuş ve yine Kağızman da 1918 yılında vefat etmiştir. İçli bir halk şairi olan Kağızmanlı Hıfzı’nın en yaygın şiiri SEFİL BAYKUŞ’tur.

Bunun dışında tabiatla söyleşileri oldukça önemlidir. Sade bir dille söylediği meşhur çiçekler şiirini şu dörtlükler tamamlar gibidir.

Doldu feleklere feryad’ü figan
Ne zalim çağrışır gelen durnalar
Adam mı dayanır, can mı dayanır ?
Gelin daş demir delen durnalar.

Yaralı yorgunlar geldi yetişti
Oldu katar katar çaldı çağrıştı,
Eyvah getdi bulutlara karışdı
Sesi kulağımda kalan durnalar

Sefil durnam bizim dilden kanamaz
Ağırdır gölgesi dala konmaz
Şahandan havfeder yere inemez
Eyler dil şehrini talan durnalar.

Gözler bu meraktan dolukur ağlar
Gözümün yaşından yarılır dağlar
Döğer sinesini göğerir bağlar
O çalıp çağıran çalan durnalar.

Mevlam bene bir çift kanat vereydi
Yorgun HIFZI durnalara ereydi
Hasret gözler belki yari göreydi
Dost köyünden geçer iken durnalar...

Sabit Müdami Ataman

1918 yılında Posof’un Varına köyünde doğmuş ve 8 Kasım 1968 tarihinde vefat etmiştir. Müdami; Güler yüzlü ve daima “ehl-i dil”, daima şiir konuşuklu bir halk şairimizdir.

Şairimiz Kuran okumuş ve şiirinde bir çok çeşidini denemiştir. Müdami’in dili bir çok yerde ağırdır. Folklor veya halk şiiri üzerine yazılmış bir çok eserlerde Müdami’ye rastlamak mümkündür.

Behçet Kemal ÇAĞLAR’ın askerliğini Kars’ta yaptığı sırada düzenlenen Çağlar gecesi’ne katılan şairimiz sazıyla sözüyle yaptığı bir değişini aktarıyoruz.

Müdami

Hoş sefa geldiniz bu Kars İline
Faslı-nev-baharın ey-ter goncası
Saygı ile peyandazım yoluna
Kalbimde yer almış sevgin pençesi

Şerefli ordunun genç komutanı
Türkelin baştan almıştır namı
Lisanımız Farsi, Arap, Süryani
Böyle gösteriyor sözün lehçesi

Eşidip namını duyan da gelir
Atlı piyadesi yayan da gelir
Asker, zabit sicil bayan da gelir
Alkışından el almaz necesi

Çağlar

Güler rahmet olur yağar bir hami
Refah bulur böyle halkın nicesi
Vatan aşkı dindir, burası cami
Sen de baş imamı ve baş hocası

Siz Bahr-ü ummansınız aciz dere ben
Üstat oldum sandım ah kaç kere ben
Nice üstatları vurdum yere ben
Aciz koydu beni sazın namesi

Eskiler halk dermiş ben de halk derim
Halka kavuştum mu diner kederim
Ben ki yeni yeni Aşık Ömerim,
Sazın bende ben bfhy fast-n raıaaııahg

Şairimiz Balkan harbi sırasında Erzurum’da geçen efsanevi olayı anlatır bir şiirinin ilk dörtlüğünü de aktarıyoruz.

Ta orta Asya’dan taşıp gelmişiz
Bu yurt anasırda yapımız bizim,
Çoğaldıkça garbı, şarkı almışız
Derbent’te var demir kapımız bizim.

Şeyğusenan

Sarı Gelin Türküsü nü yazmıştır.

Aşık Sabri Şimşekoğlu

25.03.1948-28.06.1990. Arpaçay’ın Cala (şimdiki adı Doğruyol) köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okudu. Aşıklık geleneği ve şiire ilgisi küçük yaşlarda başladı. Çocukluğu köyünde çobanlık yaparak geçti. Bu dönemde köyüne gelen yörenin birçok aşığını dinleyerek kendini geliştirdi ve bağlama çalmayı öğrendi.

Kuzeydoğu Anadolu ve Azerbaycan aşıklık geleneğini ve yorumlarını oldukça iyi bilen Şimşekoğlu kısa yaşamında birçok eser verdi. İlk gençliğinden itibaren tanınmaya başlayan ve yörede Aşık Fezo adıyla da anılan Şimşekoğlu, sonraki dönemlerde Türkiye ve Türkiye dışında birçok şölene katıldı, konserler verdi.

Geleneklere bağlı olarak özel bir usta-çırak ilişkisinde yetişmeyen Sabri Şimşekoğlu birçok genç aşığın yetişmesine katkıda bulundu. Ölümün de dek 13 albüm hazırladı. Son çırağı olan Turan Arapoğlu ile birlikte Kars’ta bir bir düğüne giderken Arpaçay’da geçirdiği trafik kazasında öldü ve köyünde toprağa verildi.


Aşık Sabri ŞİMŞEKOĞLU 25 Mart 1948 tarihinde köyümüz olan Cala(Doğruyol) köyünde dünyaya geldi. Köyümüzün yetiştirdiği bu ozanımızın hayatı çobanlıktan başlayıp SERHATKARS’ımızın ozanlık dalında son buldu. Âşık Sabri ŞİMŞEKOĞLU çok kısa sürede çok büyük işler başararak çok yüksek yerlere geldi. Gırtlak sanatında kendisinin üzerine daha şu ana kadar hiçbir ozan ve sanatçı bulunmamaktadır. Kendi kendisini yetiştiren bu ozanımızın 20–25 yıllık sanatçılık hayatı vardır. Kars’ı temsil eden en önemli ozanlarımızdan birisidir. Yurtiçi ve yurt dışında da Karsımızı temsil eden bu ozanımız her dalda ve makamda kendisini inanılmaz şekilde yetiştirmiştir. Yaklaşık 60 makam türkü okuyan Sabri ŞİMŞEKOĞLU’na köylüleri Âşık Fezo diyorlardı. Sabri ŞİMŞEKOĞLU seste olduğu kadar sazda ve sözde de kuvvetli bir aşığımızdır. Kendisinin13 adet kaseti bulunmaktadır. Bunlar;

—KESİLDİ NİŞANIMYAD OLDU VATAN-LATİF ŞAH İLE MİHRİBAN SULTAN
—NASİHAT BUDUR (ŞİMŞEKOĞLU-CENANİ ATIŞMASI)
—DİNDİRMEYNEN ÇOK AĞLARIM
—YÜCE YÜCE KARLI DAĞLAR
—İÇTİM AŞKIN BADESİNİ
—GARİBEM BEN
—GURBETTE ÖMRÜM GEÇECEK
—VEFASIZ ŞAİR
—MİRZA DAYI
—ÖTME BÜLBÜL
—KOCA KARTAL
—KAHROLASI GURBET
—USTA ÇIRAK SOHBETİ (ŞİMŞEKOĞLU-ARAPOĞLU ATIŞMASI)

Sabri ŞİMŞEKOĞLU 13 kasetinin yanında nice çıraklar yetiştirmiştir. Bunlar ise;

-Ayhan ŞİMŞEKOĞLU
-Ergün YALÇIN
-Atalay ARSLAN
-Tacettin DURSUN
-Turan ARAPOĞLU

Kendisi bu ozanlarımızı da kendisi gibi başarılı yetiştirdi. Ama yine de şansının açık olmasına rağmen bahtı açık değildi. 28 Haziran 1990 tarihinde son çırağı olan Âşık Turan ARAPOĞLU’yla beraber Kars’a bir düğüne âşık olarak giderken Arpaçay’ da trafik kazası geçirdiler. İkiside Hakk’ın rahmetine kavuştular. Sabri ŞİMŞEKOĞLU’NUN naaşı köyümüzün mezarlığına, Turan ARAPOĞLU’NUN naaşı kendi köyü olan Koçköyü’ne defnedildi Allah rahmet eylesin…

ELVEDA

Elveda elveda a balam çimenli dağlar
A göllerde yeşilbaş sonalar galdı
Sedri mermer a balam ağ sıvalı odalar
Bele cennete benzeyen binalar galdı

Kaleler kuleler a balam dem dem hanalar
Ona müştağıydı beyler ağalar
Camılar medrese a balam hoş minaralar
Her daşı gevhardan binalar galdı

Kader Allahtandı beyhuda yanma
Beçere Hacı Hüseyni derdi yoh sanma
Vatandan ayrılmah gam değil amma
Emektar atalar analar galdı

ESEN YEL GOCALTTI BENİ

Dinle beni Arapoğlu, gurbet el gocalttı beni
Artık gidip gele gele bitmez yol gocalttı beni

usta senden ayrılalı gözyaşlarım nehir oldu
Haram oldu yemek içmek bal kaymağım zehir oldu

Yeşerdimi sıla dağı ecep soldumu yaprağı
Bizim elden bana doğru sen yel gocalttı beni

Bir müşküle döndü halım gurbet elde soldu gülüm
Yirmide büküldü belim beni yıkan kahır oldu

ŞİMŞEKOĞLU usandığım sıla aşkına yandığım
Kenarında yıkandığım goca göl gocalttı beni

Turan ağlar yana yana hasretlik kar etti cana
İstedim gidem vatana günü günden tehir oldu

YARİM GELMEDİ

Bala yaralarmı bağlamaya
Bez geldi yarım gelmedi
Oğul cenazama bölük bölük kız geldi
Yarım gelmedi

Oğul sen saldın gurbet eline
Elimi vermem eline
Oğul bizim Çıldırın gölüne kaz geldi
Yarım gelmedi

Oğul o yar yaralarım açtı
El vurdu yaramı deşti
Yavri eller yaylasına göçtü
Yaz geldi yarım gelmedi

Yavri ŞİMŞEKOĞLU düştüm dara
Güvenme vefasız yara
Oğul kar yağdı bizim dağlara
Güz geldi yarım gelmedi


BELKE MEVLAM KURA BİZİM BİNAYI

Belke mevlam kura bizim binayı
İtirmişem ala gözlü sonayı
Bayram gelsin ağ ellere kınayı
Ezim gözyaşımnan sürem sevdiğim

Ağ alnıma gara yazı yazıldı
Terlan diye diye bağrım ezildi
Yad el değdi zülüflerin bozuldu
Getir dane dane düzem sevdiğim

Her nefeste ben mevlayı anaram
Yelkensiz pervana oldum yanaram
Çözsen düğmelerin oda yanaram
Yanarsamsa yanem çözem sevdiğim

Ali yok ki bölük bölük böldüre
Hamza yok ki yarı burya aldıra
Nuri Ankarada yarı Çıldırda
Elim yetmir name yazem sevdiğim Düzenle

BAHAR GELMİŞ BİZİM BAĞA

Bahar gelmiş bizim bağa
İreng ireng gül görünür
Göz attım dala yaprağa
Arasında tel görünür

Anam ağlar bacım ağlar
Hasretlik içimi dağlar
Alçahlanır yüce dağlar
Belki bizim el görünür

Sabri derdin bilenlerin
Şu dünyada gülenlerin
Yara hasret kalanların
Gözlerinde sel görünür

AĞLAMA GÖZLERİM

Bilmem keder midir ölem bilmem gam mıdır
Ağlama gözlerim senden usandım
Aktı gözyaşlarım ölem abı revandır
Sızlama gözlerim senden usandım

Günden güne çektim ölem ah ilen zarı
Beni sana mahkum etti kaderim
Seni beklemeyen ölem vefasız yarı
Gözleme gözlerim senden usandım

Eşinden ayrılan ölem olmaz mı deli
Ben naçaram ben, ben demişem deli
Gine figan eyle ey Şimşekoğlu
Sızlama gözlerim senden usandım

AY GÜNÜ KARA

Men bilirem seni mana vermezler
Hele bekliyirsen ay günü gara
Sen bilirsen derdim az değil
Bir de ekliyirsen ay günü gara

Deyir sen de meni kimi sevda derdinden
Hergün ağlıyırsan ay günü gara
Abu revan olmuş çeşmimin yaşı
Coşup çağlıyırsan ay günü gara

O cavan vahtımdan seni görmüştüm
İncitmiştim hatırını kırmıştım
Sahla diye bir yadigar vermiştim
Hele sahlıyırsan ay günü gara

Ne zamanki sevdin sevaf eyledin
Sanki Beytullahı tavaf eyledin
Yandırdın gönlümü kevaf eyledin
Hele dağlıyırsan ayn günü gara

Yandım sana aşık olandan sonra
Arzum kıyamata galandan sonra
Yazık ŞİMŞEKOĞLU ölenden sonra
Geler yohluyarsan ay günü gara

Oğul (Kahrolası Gurbet)

Yöresi: Arpaçay
Kaynak: Sabri Şimşekoğlu

Kahrolası neydem gurbet
Beni nerden buldu oğul
Evim barkım tarlam
Tümü orda kaldı oğul

Eğersiz koydum atımı
Pula saydım kıymetimi
Otuz yıllık sanatımı
Pop müziği çaldı oğul

Bitermi gurbetin gamı
Avrupaya uymuş şanı
Yoldan çıkardı ananı
Yırtmaç etek aldı oğul

Sığır gibi ot topladık
Tarih gördük çağ atladık
Babamızı tokatladık
İsmimiz oldu moruk oğul

ŞİMŞEKOĞLU gama daldın
Gah ağladın gah güldün
Tarih toprağa gömüldü
Gelenekler öldü oğul

Var Bende (Şimşekoğlu Divanı)

Yöresi: Arpaçay
Kaynak: Sabri Şimşekoğlu


Açma tabip kara bağrım bitmez yara var bende
İlahinin bedduası gitmez kara var bende
Ne sen benim derdimi bilersin ne benim derdim biter
Bu ne hikmet yalan dünya gelmez çare var bende

İflah etmez bir gün olur bu dert beni öldürür
Yakın yolu uzak eder gelmez yola gönderir
Elalemde nesne gördüm herkes şamdan yandırır
Bu ne hikmet yalan dünya gelmez çare var bende

Sefil SABRİ kimse sormaz nasıl oldu hallerin
Diyin vefasız yârime beklemesin yolların
Vefasıza gidem diye çok bekledim yolların
Aylar bile muhannettir gelmez sıra var bende

Ozanım (Yıllar Yılı)

Yöresi :Arpaçay
Kalnak: Sabri Şimşekoğlu


Yıllar yılı bir güzeli
Sevip ayrılan ozanım
Ben aşkımı ızdıraba
Koyup ayrılan ozanım

Uzak ettin aralaı
Senden aldım yaraları
Ayrılırken karaları
Giyip ayrılan ozanım

SABRİ olsun dizlerine
İnanmam yar sözlerine
Ayrılırken dizlerine
Vurup ayrılan ozanım


Görünür (Bahar Gelmiş)

Yöresi: Arpaçay
Kaynak: sabri Şimşemoğlu


Bahar gelmiş bizim bağa
Bağda renk renk gül görünür
Göz attım dala yaprağa
Arasında tel görünür

Anam ağlar bacım ağlar
Hasretlik içimi dağlar
Alçaklanır yüce dağlar
Belki bizim el görünür

SABRİ derdin bilenlerin
Şu dünyada gülenlerin
Yara hasret kalanların
Gözlerinde sel görünür

MEN GİDİREM

Men gidirem seni kime tavşırem a bala
Ağlaya ağlaya gal inden bele
Aylar iller amanatın mendeydi
Sahlayabilmerem al inden bele

Yar amanat amanat o nazlı yara
Altından ağ geyin üstünden gara
Ahunda mollaya ulemalara
Açtır falcılara fal inden bele

Gide gide uzak düştü aralar
Gene tezelendi köhne yaralar
Gey dizine çal başına garalar
Yarım diye diye gal inden bele

SEVDİĞİM YAR SENDEN AYRI DÜŞELİ

Sevdiğim yar senden ayrı düşeli
Dılo dılo ben nedem
Zaman geçti, müddet geçti, yıl geçti
Gurbet elde mezarımın üstüne
Yağmur yağdı, dolu değdi, kar düştü.

Gör ne hala galdı o bizim eller
Bana düşman oldu konuşan diller
meskenim gurbettir oy bizim eller
Aramıza sıra sıra dağ düştü.

Sabri ne açğlıyor gözlerin yaşı
Sabıra hikmettir her ilmin başı
Yaş onbeş demeden döküldü dişi
Yirmisinde saçlarına ağ düştü.

EL ÇEKEBİLMEZ

İstiyirem gidem ay oğul sizin ellerden
Gönül bu vatandan el çekebilmez
Bülbül herden çeker gülün kahrını
Bülbülün kahrını gül çekebilmez

Her ismi Süleyman olan insanlar
O sırrı hetemi tahabilmezdi
Hakkın didarını görmeseydi su
Fışkırıp çalhanıp ahabilmezdi

Gönül hoş geçiner döğlet var olsa
Zerrece elinde iktidar olsa
Bir yiğidin bahtı özne yar olsa
Yıhılsa yağı el çekebilmez

Muhammed Mevlayı aldı diline
Cebrail Kuranı verdi eline
Mescidi Aksada Mihrac yoluna
Resuldan başkası çıhabilmezdi

Elesgerem uzak galdı yol mana
Vatan mana Ulus mana El mana
Çarkı felek verif derdi bol mana
Yüklense yüz katar fil çekebilmez


TUFARGANLI ABBAS

(Bir taraftan haber gelir anası Gamerbanı ya Kerem yandı, anası diyer ben nasıl anayım oğlum yandı ben gidif külünü görmüyecem, hemen bir keceaba düzenler İstanbula doğru yola çıhar, O anda İsatanbulun ceza reisi önüne çıhar bahar ki konuşuhtan düzgün, danışıhtan düzgün fakat yürehten tozgun bir kadındır, Ana bizim için ne kulluk diyer, Ay oğul men derdimi dinlen diyebilmem müsaade olursa beş kelime söznen ifade edim)

Ey arifler, eşidenner bilenler
Gamlı hicranın deryasıyam ben
Her taraftan gürül gürül yaram var
Sağalmaz dertlerin binasıyam ben
Oy günoylar, o kuzoylar, o günoylar
Bele hesret hesretini görse bayramını o gün eyler

Geze geze neynim oğul menden yad oldu
Müjde geldi seyraguflar şad oldu
Dağıldı devletim ey tamam bad oldu
O verana Gencenin yeğesiyem ben
Gözde gara, sürmede gözde gara
Yollarına bahmagdan galmadı gözde gara
Kime gedim ay dadı bidad.

(Ana sen bir oğul meselesi söyledin, ya senin oğlun kayıptır yada hapis ismini söyle yerini diyeyim)

Deyir bele şuğudu terlanım elimden getti
Ünledim ünledim ünümden öttü
Dağıldı devletim Mahmudum itdi
O itgin mahmudun anasıyam ben
Değe değe kuruhtum değe değe
Bele müşgül kapına dada gelif
Daşlara değe değe, ah kime gedim

(Anacan demek senin Mahmud adlı oğlun kayıp, üç gün mühlet ver arşivleri döktirem, hapiste de olsa onu bırahtıracam)

(Ay oğul onun başka bir adı daha var)

Deyir bele üreğim deryadı, gönlüm güreba
Derdim oldu hemdem ziyada
Herdem herdem ey Kerem gelende yada
Alışıf odlara yanasıyam men
Uyanmır yatıftı uyanmır
Bele ikimiz bir oda galandıh
Men yanıram o yanmır, kiem gedim

Deyir bele ey arifler yalan gelmez dilimden
Bir bülbülü uçurmuşam gülümden
Ele bir şahı şahdanım gedif elimden
O Ziyathanın Gamerbanısıyam ben
Dosta değdi
Atma ohun dosta değdi.

YAYLALAR

Fikir baharımda gönül yazımda
Düşünürken sizi gördüm yaylalar off
Hicran ataşında ölem ölem gurbet ağzında
Bak ne yaman sızı gördüm yaylalar of off

Bir zaman gezerdim sizde neşeli ölem neşeli
Etrafı çiçekli mor menevşeli
Şu zalım gurbete düştüm düşeli
Ne koyun ne kuzu gördüm yaylalar of off

Güzellerin seyrangaha çıhanda
Al yanağa mor çiçekler tahanda
ŞİMŞEKOĞLU seni gurbet yahanda
Tek bir çare sazı gördüm
Yaylalar of off

BALA MEMMED

Ade diyir bele
Hakkın takdiridi Hakkın işidi
Ala gözlü nazlı yarım ağlama
Zenginlik fakirlik Onun işidi
Elden gidif döğlet varım ağlama

Kırık kiltlerin a bala yayı menidim
Komşunun içinin eyi menidim
Önceden köyümün a bala beyi menidim
Kesilifti ehtibarım ağlama

Bala Memmed erişmedim bu çağa
Bak sinemde bu düzene bu dağa
Kapımın nökeri oluftu ağa
Dağılıftı sırrım her bir yana ağlama

Yazdılar (Mevla`m Kadi)

Yöresi :Arpaçay
Kaynak: Sabri Şimşekoğlu

Mevla’m kadir yazıları yazanda
Âdem ile Havva’yı başa yazdılar
Balığı deryaya kuşu semaya
Aslanın yerini meşe yazdılar

Onsekizbin âlemin ya şahlar şahı
Kudretten yarattın gahnan mahı
Ayetler içinde ol bismillahı
Dualar içinde başa yazdılar

Arif isen kendini bilenden sonra
Şu mülkü cihana gelenden sonra
Yazık ŞİMŞEKOĞLU ölenden sonra
İsmini mezarda taşa yazdılar

Demişler (Her Kimin)

Yöresi: Arpaçay
Kaynak: Sabri Şimşekoğlu


Her kimin dünyada keskinse dişi
Mutlak bir belaya çatar demişler
Haddinden fazla yükselen kişi
Feleğin gözüne batar demişler

Bırakma elinden dini imanı
İnsan olan insan incitmez canı
Sakın ezmesin mazlum insanı
Mazlumun ahı tutar demişler

SABRİ ol haktan bize böyle ferman
İnsana bahtiyar olmaz her zaman
Koca saraylara sığmayan insan
Gün olur toprağa yatar demişler

Kader (Nuh`un Tufanına)

Yöresi: Arpaçay
Kaynak: Sabri Şimşekoğlu


Nuh’un tufanına tutulan canım
Sen beni canımdan yıldıran kader
Eyyübü yarada yunusu dertte
Yusuf’u kuyuda çürüten kader

Kader seninle çıkamam başa
Kimini kolundan çalarsın taşa
Kimini bey ettin kimini paşa
Ayıya kavalı çaldıran kader

Kimini yandırdın aşk ataşında
Kimini kesifsen sabır taşında
Kimini çürüttün sevda peşinde
Ferhat’a dağları yardıran kader

Sana vermeyecek malım mı kaldı
Senin gezdirmedik yolun mu kaldı
Senin kırmadığın dalımı mı kaldı
Sen beni dalımdan kurutan kader

Dedim varmı senin tarihin yazan
Ne asalet gördüm ne ettin düzen
Kendin alev oldun ben ise kazan
SABRİ’yi etraftan eriten kader

BEN GELİRDİM TUFARGANIN İLİNDEN

Abbas Tufargan dan hareket eder, badelisi olan Peri hanımın babasına misafir olur, fakat o anda ahali toplanır, madem aşık gelmiş biraz kulak misafiri olah diye, Peri hanım da o anda elinde çay tepsisi, alttan atlas gofta üstten kızıl düğme düzüf tam cemiyet içerisine girince, Abbas geri dönüf bahtı ki, olmasın bu benim badelim Peri hanımdır.
Alır burada Abbas vekaleteni Serhat Karslı ŞİMŞEKOĞLU yapıyor.

Deyir bele men gelirdim Tufarganın elinden
Yolum düştü obasına perinin
Selam verdim eleyk aldı selamı
Gonah oldum babasına perinin

Perim teklif etti aşka düşmeğe
Su istedim şarap verdi içmeğe
Gönlüm kuşu pervaz oldu uçmağa
Uçam gonam yahasına perinin

Siyah saçlar a bala dal gerdanda hörmeler
Gümüş kemer ince beli dürmeler
Dedim alttan atlas gofta üstten kızıl düğmeler
Ele düzülüftü yahasına perinin

Men Abbasam a bala geldim burada galmağa
Heyva teki saralmağa solmağa
Gurbet elde bele güzel olmağa
Yeni düştüm sevdasına perinin

 

Rüstem Alyansoğlu

Dünyaya gelmeden felek peşinde
Asla hiç güler mi yüzü yoksulun
Bir lezzet görmedi tatlı aşında
Kurumuş temelden tuzu yoksulun

Durmadan baktırır hergün falına
Saat bulmaz kayış bağlar koluna
Beş kuruş getirip versen eline
Tutmaz eli görmek gözü yoksulun

Yastığı şapkadır ceket yorganı
Yavan ekmeğidir kuru soğanı
Bir çuvalı vardır bur urganı
Kaldırmaya tutmaz dizi yoksulun

Alyansoğlu bu ahvale erilmez
Dolu vurdu çiçekleri derilmez
Her ne söylenirse kulak verilmez
Yalan olur doğru sözü yoksulun

 


TeReKeMeYiZ
==SİTE DİLİNİ SEÇİNİZ==
41683 ziyaretçi
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Bütün Hakları Saklıdır © 2011 TEREKEMEYİZ Telif Hakları www.terekemeyiz.tr.gg ' ye Aittir.